Radara yakalananlar - TÜRKİYEM

Mübeccel Akşit ve Hacer Yontar Mübeccel Akşit ve Hacer Yontar

Mübeccel Akşit (Öğretmen)

 

TÜRKIYEM, TÜRKIYEM Kültür Sergisini sunar... 

Mevlana Celalettin Rumi (1207-1231)

 

"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol".

YouTube-Video

Haci Bektas Veli (1210-1270)

 

  • Eline, diline, beline sahip ol !
  • Kadınları okutun!
  • Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan!
  • Okunacak en büyük kitap insandır.
  • Her ne ararsan kendinde ara!

Yunus Emre (Türk Halk Şairi)

 

1238-1320

 

"Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.

"Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz. "

 

YouTube-Video

Aşık Veysel (Türk Halk Ozanı)

 

1894-1973

 

Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim gidiyorum gündüz gece
Gündüz gece gündüz gece gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir anda gidiyorum gündüz gece
Gündüz gece gündüz gece gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale gah ağlayı gah güle
Yetişmek için menzile gidiyorum gündüz gece
Gündüz gece gündüz gece gündüz gece

YouTube-Video

Köroğlu (Halk kahramanı)

 

Ünlü bir destana konu olmuş bir halk kahramanıdır. Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi de vardır. Ama tarihî kişiliği bilinemeyen, asıl Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde yaşamış, sonradan ünü bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Babası da Bolu beyi tarafından gözlerine mil çektirilerek cezalandırıldığı için Köroğlu diye tanınmıştır. Zulme karşı ayaklanarak halkın hakkını koruması, onu destansı bir kahraman haline getirir.

YouTube-Video

Karacaoğlan (Türk halk şairi)

 

Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk siiri geleneğinde çığır açmıştır.

 

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez

Acıdır ecel şerbeti içilmez

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Ferhat ile Şirin Efsanesi

 

 

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.

Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.

 

Nasreddin Hoca (Türk Halk Kahramanı)

 

1208-1284

 

Nasreddin Hoca, hayatı boyunca insanlara doğru yolu göstermeyi, iyiliklere yönlendirip kötülüklerden sakındırmayı gaye edindi. Yaşam hikayesinden fert ve toplumu çok iyi tanıyıp ona göre hareket ettiği anlaşılmaktadır. Doğru davranışı kazandırmayı ve hizmeti ifa ederken karakteri ve yapısı gereği kendine münhasır bir yol takip etti. Gayenin hasıl olması için insanların rahat anlayabileceği bir dil ve üslup kullandı. Halk arasında ve cemiyette mevcut olan bozuk yanların düzeltilmesi için kısa, öz ve nükteli ifadeler kullandı. Latifeleri hikmet ve ibret dolu olup birer atasözü gibi bir mahiyet ihtiva ederler. Kendisine atfedilen edep dışı ve nükteden uzak fıkraların kendisiye hiçbir alakası olmayıp uydurma sözlerdir.

YouTube-Video

Keloğlan (Halk Öyküleri Kahramanı)

 

Tanınmış bir halk öyküleri kahramanı. Anadolu insanının büyük düşler kurabilen, ama en büyük ödülleri de elinin tersiyle itebilen, erdemli, sağduyulu, biraz saf, biraz romantik, fazlasıyla pratik zekâlı temsilcisi.

 

 

Ben bir garip Keloğlanım
Eşeğimin yok palanı
Varım yoğum doğruluktur
Hiç de sevmem ben yalanı.
Kocakarı bir anam var,
Birkaç tavuk bir de inek,
Her gün konar kel kafama,
Evsiz kalmış birkaç sinek.
Keloğlanım budur özüm,
Haram malda yoktur gözüm,
Garip hakkı yiyenlere,
Elbet vardır birkaç sözüm
Bir eşeğim var, bir de sazım
Kendimden başkasına geçmez nazım
Çoktan beri açlıktan kokar ağzım
-Bana bir saray kızı lazım.

YouTube-Video

Karagöz ile Hacıvat

 

Geleneksel Türk gölge oyunu.

 

Bu iki karakterin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa nerede nasıl yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Anlatılanlar rivayete dayanır, zira gerçekten yaşamış olsalar bile büyük ihtimalle bahsedilen dönemde tarih kitaplarına girecek kadar önemli bulunmamışlardır.

Rivayete göre Hacıvat ve Karagöz, Orhan Gazi devrinde Bursa'da yaşamış cami yapımında çalışan iki işçidir. Kendileri çalışmadıkları gibi diğer işçilerin de çalışmasını engellemektedirler. Orhan Gazi'nin, "cami vaktinde bitmezse kelleni alırım" dediği cami mimarı, caminin vaktinde bitmemesine Karagöz ve Hacivat'ı şikayet eder. Bunun üzerine bu ikili başları kesilerek idam edilir. Karagöz ve Hacivat'ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, ölümlerinin ardından kuklalarını yaparak perde arkasından oynatmaya başlar. Bu sayede Hacivat ve Karagöz tanınır.

YouTube-Video

Ayasofya müzesi

 

Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1935`ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya`nın İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir.

 

YouTube-Video

Bilgiler: Vikipedi - Özgür Ansiklopedi